1915’te Osmanlı Ermenileri’nin maruz kaldığı Büyük Felaket’e duyarsız kalınmasını, bunun inkar edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum.
Özür diliyorum. Çünkü; eğer dilemezsem geçmişte Ermeni halkına yaşatılan tüm acılar her aklıma geldiğinde, daha büyük parçalar koparıp alacak yüreğimden. Özür diliyorum çünkü buna önce benim ihtiyacım var; insan olabilmek için... Özür diliyorum çünkü elimden başka birşey gelmiyor.
Özür diliyorum, çünkü insanım. Dünyada geçmişte yapılmış ve hala devam eden katliamlar, haksızlıklar insaniyet meselesidir. Bütün dünya gibi, Anadolu çok sesli ve binlerce kültüre şahit olmuş ve hala da şahit. Zaman durmuyor. Tarih devam ediyor, yorumlanıyor ve ögretici. İnsanın dedelerinin yaşadığı ve ölülerini bırakıp kaçtığı ve binlerce senelik ruhi mirasının, kültür tarihinin olduğu topraklarda yas tutma, hatırlama isteğine saygı gösterilmelidir. Bu da ancak Türklerin özür dilemesi ile başlar. 20. yüzyıl etnik "temizleme"lerinde (Stalin'in Rusyası; Apartheid'; Rwanda; Darfur; Holocaust; Boşnaklar,vb) nasyonalist faşizmden milyonlar öldü. Türkler Ermenilerden özür dilemiyor, ama diğer ülkeleri protesto ediyorlar. Önce yap evini temiz, Sonra komşuna sataş!
Aradan 94 yıl geçmesine rağmen hala özür dileyip dilememe konusundaki tartışmalardan dolayı özür diliyorum, politika bu soykırım karşısında iki yüzlülüğünü sürdürdüğü için özür diliyorum, ailem ve arkadaşlarım hala özür dilemediği için özür diliyorum, güçlü olanın haklı sayıldığı bir dünyada yaşadığımız için özür diliyorum, belgeleri istediği gibi yorumlayan egolarının sırtına binmiş insanlar adına özür diliyorum, üniversite hocalarımız ilimden yoksun olduğu için özür diliyorum, bu coğrafyada "mutlu Türk" olamayanlardan özür diliyorum...
24 Nisan 2009'da bir kez daha, sadece yollarda ölen, hunharca öldürülen ve yerinden yurdundan edilenlerin değil, aynı zamanda küçücükken köksüzleştirilen ya da hayatta kalabilme kaygısıyla dinini terketmek zorunda kalan, hasretlerini, acılarını ve gerçek kimliklerini hiçbir zaman dile getiremeden gömülenlerin de anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Ben Elazığ, Karakoçan'lıyım. Karakoçan eski bir Ermeni yerleşim yeri ve ben dedelerimin ve kendi araştırmalarımın sonucunda Ermenilere yapılan katliamları resimlerle gördüm ve kabullendim. Ermenilere büyük katliam ve haksızlık yapıldı ki böyle bir şey bize yapılsaydı ne yapardık kim bilir. Ermenilerin kafaları uçuruldu, kadınlar ve çocuklar katledildi, yolda göç ile ölenler, yalnız kalanlar, gitmeyenlere ceza olarak yapılan katliamlar, açlıktan ölenler vs... Biliyorum orada neler yapıldığını, biliyorum ve bu vicdan azabından dolayı yıllarca kardeşçe yaşadığımız Ermeni kardeşlerimden özür diliyorum..
Bu coğrafyada, bu zamana kadar yaşanmış tüm katliamları (Dersim, Zilan, Çorum, Sivas, Maraş, Malatya; Rahip Santoro, Hrant Dink, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan... Saymakla bitmiyor) lanetliyorum.
1915 Ermeni Tehciri de bu olaylardan biri... Bu olayın da her ne kadar üstü örtülmeye çaşılsa da insanlık tarihine kötü bir hatıra, kara bir leke bırakılacağı unutulmamalıdır. Yaşanılan bu insanlık suçuna tepkisiz kalmak, vicdansızlıktır. İnsanlığımı ve vicdanımı kaybetmemiş bir birey olarak özür diledim.
Yaşasın halkların kardeşliği!
Doğup büyüdüğüm şehirde Ermeni kalıntılarından bahsederlerdi, gidip gördüm o kalıntıları. İlginç olansa artık Bingöl'de Ermeni olmayışıydı. Hepsinin göç etmesi mümkün değil, bir günde kaybolmaları ise mantık dışı. Geriye kalansa hiç de düşünülmek istenmeyen bir sonuçtu. İster bir taraf diğerine ya da her iki taraf da birbirine zulmederek şimdi kendilerini haklı çıkarmaya çalışsınlar; sonuçta halkları birbirine kırdırıp ondan menfaat sağlayandan öte hiç kimse bu olaydan karlı çıkmadı. İnsan olarak bu coğrafyada Ermenilere, Yezidilere, Kürtlere ve Alevilere yapılanlara karşı duyarsız kaldığım için özür diliyorum.
Militarizm, ırkçılık, din ayrımı, cinsiyet ve cinsel ayrımcılığı lanetliyorum... Anadolu coğrafyası yeterince kana doymuş, anaların göz yaşları kurumuş, çocuklar öksüz kalmış, insanlar yurtlarından kovulmuş. Muş muş muş... İki yıl oldu Hrant Dink davası sonuçlanamadı. O da '-muş' lar kervanına girmek üzere. Kendi adıma özür diledim. Çünkü ben katil veya cani değilim. İnsanım. Beni diğer canlı varlıklardan ayıran özelliğim de bu.
Bunun bir başlangıç olacağını biliyorum; bir kıvılcım misali... Tarihleriyle yüzleşmeye korkanlar, bu sefer istediklerini başaramayacaklar. İnsanları ölüme yollamanın bir soykırım olmadığına bizi inandıramazlar; devlet okullarında tarih diye öğretilen saçmalıkların gerçek olduğuna da... Özür diliyorum canlar; yüzlerce, binlerce defa sizi tehcire yani ölüme yollayan zihniyet adına...
Alevi bir Kürt olarak (her ne kadar sorgularımda yakınımızdan, yöremizden birilerinin bu katliama katılmadığını duysam da..) kendi soyumdan birilerinin bu gayri-insani olaylarda aktör olduklarını bilmeyi içime sindiremiyorum. Bu toprakların evlatlarını işkencelerle ve zulümlerle yokeden bir insanlık adına, kabul edilecekse ben de özür diliyorum. Ayrıca ben de, bu yaşananlardan dolayı bize bu utancı ve acıyı yaşatanlardan da en azından bir özür bekliyorum...
Midyat ilçesinde yaşayan bir arkadaşımın dedesi, "ben kendi elimle 15 kişi öldürdüm" dedi. Adam halen yaşıyor, biz daha neyi inkar ediyoruz. Buradaki yaşlılarımız anlatınca o olayları, tüylerim diken diken oluyor ve insanlığımdan utanıyorum. Yapacak bir şeyimin olmadığını biliyorum. O insanları geri getiremeyeceğimi biliyorum, sadece cahil halkım adına özür diliyorum.
Ben Urfalıyım; çocukluğumda yaşlı bir amcadan dinledim, kendisi Ermenileri nasıl öldürdüğünü, cami hocalarının kendilerine 7 ermeni öldürürseniz cennete gideceksiniz dediğini, onların da Ermenileri nasıl öldürdüklerini gözü yaşlı anlatırdı. Küçük çocukların ayaklarından tutup uçurumdan attıklarını; ama çocukların yetişkin sayılmadıkları için 7 sayısına dahil olmadıklarını söylerdi. Ben bir Kürt olarak bu katliamda kullanılmış dahi olsak utanç duyuyorum. Dilerim yeni nesiller geçmişiyle yüzleşir ve artık bu kanayan yarayı kapatırlar. Almanların durumu bizlere örnek olmalı; onlar geçmişiyle yüzleştiği için geçmişin yükünü taşımıyorlar, vicdani olarak da rahatlar. Özür dilemekle kendimizi yücelttiğimizi anlamalıyız. Selam ve saygılar.
Türk milletinin Ermeni soykırımı konusundaki duyarlılığının artmasında Hrant Dink suikastının büyük rolü olduğu bir gerçek. Çünkü kendisi sadece iki taraf arasında barış için mücadele eden, taraflar arası kurulması gereken diyaloğu en doğru şekilde anlayan ve anlatan bir insandı. Bence Türk halkı olarak özür kampanyasını karalamak yerine bunu bir fırsat olarak görmeliyiz; çünkü Hrant'a sıkılan kurşun onun gibi düşünen bizlere de sıkıldı, sanki ülkede ezilenlerin hakkını savunmak, yada faşizan devlet ideolojisi dışında fikir öne sürmek, polis desteğiyle katledilmek anlamına geliyor. Ermeni meselesiyle ilgili devlet terörünü ve faşizan bakış açılarını aşmak için Hrant gibi taraflar arası diyaloğun artmasını cesurca desteklememiz gerekiyor.
Biz SİNEWS emekçileri olarak Ermenilerden özür diliyoruz kampanyasına katıldık. Milyonlarca insanın bu kampanyaya katılması, katliama uğrayanları geri getirmeyecek, çekilen acıları hafifletmeyecek; ancak halklar arasındaki kin ve düşmanlığın giderilmesinde önemli bir rol oynayacaktır. Tarihi doğru okumak, tarihle yüzleşmek bir çok sorunun da ortadan kalkmasına, halklar arasında yeniden özgüven duygusunun oluşmasını sağlayacaktır. Belki ilkel milliyetçiliğin, faşizmin tahribatlarını bu şekilde ortadan kaldırabiliriz. Almanya 2. Dünya savaşının yıkıntıları arasında böyle doğdu.
Evet ben de canı gönülden özür diliyorum Ermeni kardeşlerimden. Ben Anadolu'nun ücra bir kentinde bir Türk olarak doğdum ve Anadolu kültürüyle yetiştirildim. Türkiye'de iken Türk kültürü olarak öğretilen her değerin aslında Anadolu'nun ruhunda asırlarca harmanlanmış Türk, Kürt, Ermeni, Çerkes, Yezidi ve diğer ırklara mensup insanların ortak kültür ve geleneği olduğunu 17 yıllık Amerika'daki hayatımda tanıdığım ve benden hissettiğim Ermeni kardeşlerim sayesinde oğrendim. Evet burada dünyanın hemen hemen her köşesinden insanlar ile yaşıyoruz; fakat buradaki bir Ermeni bir Kürt ve diğer Anadolu kültürüne mensup olan insanlar ile birbirimizi daha iyi anlıyoruz, birlikte mutlu olabiliyoruz.
Özür diliyorum.. Ermeni kardeşlerimden, Süryani ve Yezidi kardeşlerimden de özür diliyorum. Biliyorum özür dilemek her şeyi halletmez ama elimden gelen bu.. Çocukluğumda fılle diye alay ettiğimiz yaşlı Ermeni kadından özellikle özür diliyorum.. Nene inşallah affetmişsindir bizi..
Sehr geehrte Damen und Herren,
Wir unterstützen die Kampagne der Entschuldigung die gegen die Massaker im Jahre 1915 die seitens der Jungtürkischen Bewegung gegen alle Christen (Armenier, Assyrer-Süryani und Griechen) im Osmanischen Reich gestartet wurde zutiefst. Es ist noch ein weiter und steiniger Weg bis die türkisiche Repuplik ihre Geschichte, vor allem während des 1. Weltkrieges, aufarbeitet.
Diese Kampagne ist ein wichtiger und sehr nützlicher Schritt dahin.
Mit freundlichen Grüßen
Özür dilemek insani bir eylemdir. Ermeni kardeşlerimize uygulanan zorunlu göç ve bu esnadaki tüm ölümlerden dolayı insani olarak rahatsız oluyorum. Sadece Diyarbakır'da yapılan katliamları bizzat görenlerden duyunca, bir kez değil bin kez özür dilemenin bile o acıları dindirmeyeceğini biliyorum; fakat şahsen bu olanları yapmadığımı ve aile fertlerimin de bu olan felaketle hiç bir ilişkisi olmadığını bildiğimden içim rahat. Atalarım adına neden bu katliamı durdurmadıkları için de özür diliyorum.
Anadolu eskiden farklı renkte, farklı güzellikteki çiçeklerle dolu bir bahçeydi. Belki de Anadolu'nun özü buydu. Sonra o bahçeden farklı çiçekleri kopardılar ve geri kalanlarının da tek renge boyandığı bir bahçe oldu Anadolu. Barışın ve kardeşliğin topraklarını, acının ve gözyaşının mekanına dönüştürdüğümüz için özür diliyorum. Ermeni kardeşlerimden ve zulme maruz kalmış bütün kardeşlerimden özür diliyorum.
Kalbinde o umut denen çocuğu büyüten aydınlar bir bildiri hazırladılar.
Ben de imzaladım. Bugün bile süren o büyük felaketin izleri belki torunumun genlerine bile intikam tohumlarını çoktan ekmişken, politikacılar değişip politikalar sabit kalırken, bir fark yaratmak istedim.
Belki bir Türk'ün ölüme sürüklediği Ermeni'nin ya da Ermeni'nin ölümüne neden olduğu Türk'ün tabutunu hiç görmedim; ama dinledim. Bugün kaldıramadığım tüm tabutlar adına, bugün mezarı bile olmayan o binler, o on binler adına üzülüyor ve onların acılarını hissediyorum. Ben, ölümlerinden neredeyse tam yüz yıl sonra, kendilerine uygulanan şiddetin anıtını milli eğitim onaylı kitaplarda sergilediğimiz herkesten özür diliyorum. Benimki umut (!) işte.
Bu topraklarda yaşanan mutluluklar beni ne kadar ilgilendiriyorsa; acılar da iki katı kadar ilgilendirir. Çünkü yaşanan acılar, haksızlıklar bu topraklara düşmüş kara bir lekedir. Bu lekeyi temizlemek de bizlere yani bu toprağın insanlarına düşer. Bu sistem kendinden olmayana devamlı inkar ve ihanet etti, kendine bir din ve ırk seçti, diğerlerini yok etti. Yeri geldimi de güzelim Anadolum dedi; halkların iç içe yaşadıgı, kardeşçe yaşadıgı yer dedi. Ama bir yandan da halkları birbirine kırdırdı. Belki böyle sesimizi çıkarırsak bundan sonra olacak acıları engelleriz ve yüregimizde akan şu kanı durdururuz. Türk ve Kürt çatışmasını engeller doğuda yaşanan acıları bitiririz. Herkese saygılar, gelecek günler kardeşce ve barışla olsun...
Yıllarca bu ülkede böyle vahşet yaşanmadığını anlattılar ama gerçekler gün gibi ortada bu vahşet ve katliam malesef yaşanmıştır. Bugün yapılması gereken adam gibi çıkıp bunu kabul etmek ve adam gibi özür dilemektir. Bu gerçekliği artık tarih sahnesine bırakmak ve demokratik, eşit ve özgür bir toplum paradigması ile çok dilli çok kültürlü ve saygı temelli bir yaşam gerçekleştirmektir
Kardeşimin acısı bizzat benim acımdır. Özür vicdana, incitmekten sakınan bir duyarlılığa işaret eder; toplumsal barışın yeniden, derinden, temelden tesisi için önemi yadsınamaz bir ilk adımdır. Özür hemen, şimdi: Milliyetçi inkarcı dalga, bu ülkenin geçmiş algısını, bugününü ve gelecek tasavvurunu artık rehin almasın diye; taştan duvarda onulmaz bir gedik açılsın diye; memleketin zulüm geçmişiyle korkusuzca yüzleşebilelim; buradan bir ortak yaşam iradesi, gelecek duygusu kotaralım diye... Belli mi olur belki de her şey bir özürle başlar.
Ortadoğu'da geçmişten günümüze, bütün etnik ve dinsel farklılıklara rağmen, Osmanlı yönetimi cumhuriyet öncesi ilk elli yılını saymazsak genelde barış içinde yaşamışlardır. Ancak İttihat ve Terakkiciler Ermenileri, Alevileri, Kürtleri ve cahil olmayan dindar müslümanları da katletmişlerdir. Bunları yaparken bazen dini söylem, bazen de faşizan milliyetçiliği kullanmışlardır. Hala da cumhuriyet kurucularının torunları devletin en güçlü kurumlarına hakimdirler. Medyadan sanata, sağlık teşkilatından önemli hukuk kurumlarına kadar; hala yönetimde onlar etkili. Geçmişte kandırılmış atalarım adına özür diliyorum.
2000'li yıllarda dahi bu ülkenin genel politikalarının farklılıklara karşı nasıl alerjisi olduğunu; evimde, mahallemde, okulumda, meydanlarda, yaşam alanıma dahil bir çok yerde anlamamak için fazla saf olmam gerekir. Herhangi bir nedenden dolayı genel çoğunluğa göre farklıysanız tehdit altındasınızdır. Bu tehdit sizi ya ezer geçer, ya hayata küstürüp yalnızlaştırır, ya da teslim olmanıza sebep olur. 100 sene kadar önce başlayıp önü alınamadığı için hayatımızın bütün alanlarında kronikleşen bu hastalıktan azıcık da olsa kurtulmamıza vesile olur dileğiyle özür diliyorum. Çünkü insani değerlere aykırı olan bu anlayışı sevmiyorum ve bu toprakları da terk edip gitmek istemiyorum.
Geçmişiyle yüzleşme erdemini gösteren, bunun sorumluluğunu üstlenen insanların varlığı -nihayet (!) dedirtecek kadar geç kalınmış olsa bile- ülkemiz insanından umut kesmemek gerektiğinin bir işareti. Ermeni hemşerilerim, komşularım, hısımlarımla birlikte aynı acıyı yürekten yaşıyor, devlet kademesinde de, adına ne denirse densin, bir buçuk milyon insanın katlinin sorumluluğunun üstlenilmesini bekliyorum. Bu nedenle bu kampanyayı destekliyor, imzamı koyuyorum. Ancak; Ermenilerden katliamın sorumlusu olarak değil, kendisi de aynı zihniyet tarafından katliamlara uğramış olmasına rağmen, komşularının gözünün önünde toplanıp götürülmesine karşı çıkmayan Alevi toplumunun bir bireyi olarak özür diliyorum.
Özür diliyorum, çünkü tersine tahammülüm kalmadı. Özür diliyorum, vahşeti görmemezliğe artık gelemem. Özür diliyorum, bir azınlığın çoğunluk üzerinde vahşet uygulayacağı neredeyse imkansız olduğu için. Özür diliyorum, Türkiye Türklerindir diyen bir gazetenin devletin o zaman Ermeni çocuklarını almayın diye yayınladığı bir genelgeyi yayınladığı için. Özür diliyorum, çünkü hiçbir annenin çocuğunu, tanımadığı insanlara vermeyeceğini bildiğim için; sadece ölüm kervanında değilse. Özür diliyorum, çünkü iki kelime özürle, sırtımdan bir ızdırap yükünün inmeyeceğini bildiğim halde, artık bu yükü taşımak istemediğim için. Bu iki özür kelimesiyle yükümün hafifleyeceğini umduğum için.
Anadolu'ya Türklerin girişi Alparslan ile yıl 1071; Alparslan Anadolu'ya girdiğinde Anadolu'da; Canlılar vardı, bu Canlılar insandı ve bu insanlarin, bu toplulukların bir kimliği vardı. Bugünkü halkımız bu kimliğin üzerinde büyüdü, çoğaldı. Bana göre bugün her ailede bir başka kökten gelme gen mevcuttur. Bunun böyle olması bize gurur vermeli. Bana göre bizler çok kökenli bir halkız. Irkçılık ve onun zulmü, başka zulümler nerede kim tarafından yapılırsa yapılsın lanetlenmeli, kınanmalı ve karşı gelmeliyiz, seyirci olmak suç sayılmalı. Türkiye'de şehirlerinde ve sokaklarında onlarca Hrant, Yorgo görmek; onlarla günlük yaşamı paylaşmayı çok isterdim. Aydınlarımız çok şeye seyirci kaldı; bunun acısını yaşıyoruz.
Bitlis'te (gönülsüz) terkedilmiş bir Ermeni evinde doğup; acılı öykülerini dinleyip büyüdüm. Gönülevimde birlikte olmak benim minnet ve insanlık borcum, yüreğim onların evleridir. Ateşin düştüğü yeri gördüm. İnsanı insana düşman eden tüm ayrılıklara HAYIR!
Bir imparatorluğun çöküş yıllarında bir halkı topyekün cezalandırmak; ne insan ahlakına, ne vicdana ne de hukuka sığar. Hele demokrasi kültürüne hiç mi hiç sığmaz. Tarihimizle, uluslaşma sürecimize damgasını vuran resmi zihniyetle hesaplaşmak ve yüzleşmek zorundayız. Bu yüzleşmeyi gerçekleştirmeden, geçmişi sorgulamadan ve eleştirmeden vicdani rahatlama olmaz. Bu yüzden hangi nedenle olursa olsun bu coğrafyada kıyıma, göçe ve zulme maruz kalanlar için özür dilemeyi vicdani bir sorumluluk olarak algılıyor ve sorumlularını da lanetle kınıyorum.
Özür diliyorum çünkü, affetmek ve affedilmek ancak sevgiyi ve barışı getirebilir. Dedelerim ve geçmiş atalarım adına affedilmeyi dileyerek özür diliyorum, çünkü Ermeni kardeşlerimi seviyorum ve bu ülkede yaşamaya devam ederek sevmeye de devam edeceğim. Özür diliyorum, çünkü politikadan ve iki yüzlü, insana benzemeye çalışan politikacılardan iğreniyorum ve özür dilemeyi seçiyorum. Özür diliyorum ve sınırların ardında nice sevgi dolu insanlarla beraber; sevgide, paydaşlıkta ve kardeşlik duygusunda yaşamak istiyorum. Özür diliyorum çünkü inandığım değer olan kutsal kitap ve İsa Mesih, önce affet diyor ve o zaman göksel Babanız da sizi affedecektir diyor. Özür ve af diliyorum çünkü onların da dedelerime yaptıklarından dolayı onları affettim.
Aslında bu konuda söylenecek, çizilecek çok şey var ama en sade hali olan bir özür ile, iki toplumda kardeşliğin filizlenmesi dileğiyle kısa ve yetersiz bir özürün yaşadığımız bu günlerde atılacak bazı olumlu adımlara kuvvet katacağı düşüncesiyle ÖZÜR DİLİYORUM!
Evet, özür diliyorum Ermeni kardeşlerimizden. Çünkü, devlet politikası haline getirilen Ermenileri aşağılama olgusu kendini çeşitli şekillerde göstermiştir. Birini aşağılamak için kullanılan "Ermeni'nin oğlu / kızı" deyimi yakın döneme kadar ne yazık ki canlılığını korumuştur. Üniversite öğrencisiyim ve bu deyimin benim çocukluk yıllarımda da sıklıkla kullanıldığını anımsıyorum.
Tarihin çeşitli zamanlarında, üstünde yaşadığım topraklarda "haksızlığa uğramış" tüm halklardan Ermeniler başta olmak üzere özür diliyorum...
Özür diliyorum, çünkü bir insanın bir insana hangi nedenle olursa olsun kişilik bütünlüğünü bozacak yönde ceza, karar ya da davranışta bulunmasının yanlışlığını savunuyorum. İnsanın kişisel bütünlüğü sadece dilden, dinden, ırktan yahut okuduğu kitaplarla sağlanabilen bir olgu değildir. Sahiplenilen her şey aslında bireyin bütünlüğünün temellerini oluşturur. Özür diliyorum, çünkü belki benim dedem değil fakat birilerinin dedesi o insanlara karşı bu suçu işledi. Özür diliyorum, çünkü onları anlıyorum. Özür diliyorum, çünkü tarihimle yüzleşmekten korkmuyorum.
Onca yaşanmış acının bir bedeli yok mu sanıyoruz? Bunun hatırlattığı fikir intikam olmamalı yada kine nefrete esir olmak değil. Belki bize düşen de özüre sarılmak ama bu eylemi küçültmez tam tersi anlamlı kılar, hem de insanlık ailesine bir vefa. Hem bu bazılarının tepesini attırıyorsa aslında eylemin hesap soran, sorgulayan bir yön kazandığının da göstergesidir.
Benim dedem 1902 doğumlu. 1915 olaylarında 13 yaşındaymış. Eskiden bizim köye komşu Ermeni köyleri varmış (Malatya). Dedem bize "o zaman nereye gitsem 2 üleş 3 üleş gördüm" derdi. Onun tanımlaması buydu, belki ceset kelimesini bilmediği için, belki başka nedenden dolayı.. Aslında daha bir sürü anlatılanlar var.. Bütün bunlardan dolayı gerçekten çok üzgünüm. Bazen gözlerim dolar. Söyleyecek başka birşey bulamıyorum. Çünkü gerçekten söylenecek bişey yok. Keşke o tarihleri geri getirip, herşeyi değiştirebilseydik..
KAM ninem öğütlerdi; yaşamın 5 öğesi vardır. ANA'dır Toprak, ATA'dır Hava, KIZ ateş, ısı, ışık, renk, Güneş'tir. OĞUL karanlık, soğukluk, yel, Su'dur, Ya beşincisi NE'dir? SEVGİ'dir derdi.
Özür diliyorum, cünkü ERMENİ kardeşlerimin de beş öğesi var.
Yiğit Bener, Özde Tehcir ya da Sözde Soykırım... Fark eder mi gerçekten? - iktidarsiz.com
Etyen Mahçupyan, Türkiye'de bir milyon Ermeni var 13.12.2007 - Canadaturk.ca
Garbis Altınoğlu, Türkiye’de Ermeni Devrimci Olmak 21.09.2009 - koxuz.org
Ragıp Zarakolu, Açılım ve inkarcılık... 23.09.2009 - Sesonline
Ayşe Hür, Mezopotamya’nın kadim halkı: Süryaniler 14.12.2008 - Taraf
Petrus Karatay, Gerçekler ve ‘bilim’adamlarımız 23.04.2009 - Yeni Özgür Politika
Günay Aslan, Ermeni Soykırımı; Hatırlamak ve geçmişle hesaplaşmak 27.04.2009 - Yeni Özgür Politika
Ayşe Hür, Ermenistan açılımı’ndan ‘bellek açılımı’na 06.09.2009 - Taraf
Zeynep Tozduman, Selam Olsun Asuri / Süryani Halkına 15.05.2009 - Seyfo Center
Pierre Weill, Bir özür bin karardan değerli 25.04.2009 - Radikal
Gökhan Özgün, Masumiyetin en büyük müzesi 16.02.2009 - Taraf
Oral Çalışlar, Talat Paşa'nın defterinde Ermeni tehciri... 17.01.2009 - Radikal
Seyfi Öngider, Memleketi teceddüt fırkası yönetiyor! 04.01.2009 - Radikal 2
Türk-Ermeni Sorununda Atılması Gereken Adımlar, Demokratikleşme Meselesi, Kurgusal Kavramlar: Türk ve Ermeni, Özür Dileme Çağı, Özür Dileme Örnekleri, Türkiye Tarihi ile Yüzleşmekte Neden Zorluk Yaşıyor, Toplumsal Bellek Yitimi, Cumhuriyet: Sıfır Noktası, Suçlu Bulunma ve Ayıplanma Korkusu, Gizli Şiddet, Toplumsal Hafızanın "Kara Deliği", Ermeni İddialarının Ortaya Atılışı, Cumhuriyetle Yeninin Doğuşu, Geçmişin İnkarı, Türkiye Ciddi Tazminat Öder mi?, Post-travmatik Şok ve Geçmiş Korkusu, İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Mustafa Kemal'in Tutumu, Kahramanları Kötü Adama Dönüştürme İkilemi, Soykırım Zenginleri, Bu İşin Sonu Nereye Varacak Korkusu, Kürt Ayaklanmaları, Kolektif Amnesia'ya Devam
Sorunu Çözmek İçin Türkiye Hangi Adımları Atabilir?, "Fazla Hatırlama" ile "Unutma" Arasında, Affet ve Unut Yöntemi, Cezaya Dayalı Adalet: Mahkemeler ve Mahkumiyetler, Gerçeği Arama (Hakikat) Komisyonları (Ya da Onarıcı Adalet), Sorunu Çözmek Demokratikleşmenin de Önünü Açar, Yakın Tarihi Hatırlamak, Güven Eksikliği, Ermeni-Türk Barışması, Çatışma Dışarıdan Nasıl Gözüküyor, Barışma Sürecinin Yol Haritası, Hakikate Ulaşmak İçin, Son Söz